Abdülhâlık Goncdüvânî gerek Hızır aleyhisselâm ve gerekse büyük İslâm âlimlerinin tahsîl ve terbiyesi altında, zamânının bir dânesi oldu. İnsanlar dünyânın dört bir yanından kâfileler hâlinde ondan istifâde etmek için gelmeye başladılar. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri, beş vakit namâzını Kâ’bei muazzamada kılar, tekrâr Buhârâya dönerdi. Bunu büyük kerâmetlerinden olarak, (Reşehât) kitabının sahibi bildirmektedir. Bir Aşûre günü talebelerine dersde velîlik hâllerini anlatıyordu. Müslümân kıyâfetinde olan bir genç içeri girip, talebelerin arasına oturdu. Bir müddet sohbetini dinledikten sonra söz isteyerek: (Efendim! Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”; (Müminin ferâsetinden korkunuz. Çünkü o, Allahın nûru ile bakar) buyuruyor. Bu hadîsi şerîfin sırrı nedir), diye sordu. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri gence heybetle nazar ettikten sonra; buyurdu ki: (Belindeki zünnârı kesip, îmâna gelmektir.) Abdülhâlık hazretlerinin bu sözleri oradakileri hayretler içinde bıraktı Genç, telaşla; Hâşâ! Yemîn ederim bende böyle bir şey yok, diye söylendi .O zamân Abdülhâlık hazretleri talebelerinden birine gencin hırkasını çıkarmasını işâret etti. Talebe o gencin üzerindeki hırkasını çıkarınca, belinde zünnâr bağlı olduğu görüldü. Bu hâdise karşısında genç, çok mahcup oldu. Ne yapacağını şaşırdı. Kalbinde İslâmiyyete karşı bir sevgi meydâna geldi. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerine muhabbet, sevgi duymaya başladı. Böylece Evliyânın, Allahü teâlâ’nın nûruyla baktığının ne demek olduğunu çok iyi anladı. Kelimei şahâdet getirip, Müslümân olmakla şereflendi. Sâdık talebelerinden oldu. Büyük bir mürşidi kâmil olan Abdülhâlık hazretleri, bundan sonra etrâfındakilere dönerek: Ey dostlar! Gelin biz de ahde uyalım. Zünnârımızı keselim. Îmân edelim. Şöyle ki, bu genç maddî zünnârı kesti. Biz de kalbe ait zünnârı keselim. O da, kibir ve gururdur. Bu genç, afv dileyenlerden oldu. Biz de afva kavuşalım) buyurdu. Talebeleri bir anda Hazreti Hâce’nin gönül yaralarına sunulan şifâ şerbetini içtiler. Tövbelerini yenilediler. Kalplerinin Allahü teâlâ’dan başka bir şeye bağlılıkları kalmadı.
Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinin vefât etmesinin üzerinden 332 sene geçmişti. 918 [m. 1512] yılında Eshâbı kirâm düşmanı Safevîler yüz bin kişilik tâlimli asker ile Ceyhun Nehrini geçerek, Mâverâünnehr vilâyetlerine hücûm ettiler. Çok kan döküp, büyük tahrîbât yaptılar. Oradan Buhârâya yöneldiler. Pek çok kal’ayı zabt ettiler. Girdikleri yerlerde Ehli sünnet âlimlerinin kabirlerini ve türbelerini yıkıp, hakâret yapıyorlardı. Nihâyet Goncdüvân kal’asını da abluka altına aldılar. Niyyetleri burada bulunan ve Ehli sünnet Müslümânlarının ziyâretgâhı olan Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinin kabirlerini yakmak idi. Ancak şehre karşı hücûma geçtikleri sırada, kal’adan çıkan beş bin Özbek askerinin etrâfında bulunup, kendilerine saldıran beyâz atlı, beyâz elbiseli ve yeşil sarıklı askerleri gördüler. Başlarında heybetli ve nûrânî, mübârek bir zât, elinde iki ağızlı kılıç ile Safevîleri işâret edip, hücûma geçtiklerinde ekin tarlasına giren orakçılar gibi düşmanları biçmeye başladılar. Ehli sünnet düşmanları kısa sürede bozguna uğrayıp, geri dönmemek üzere kaçdılar. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinin vefâtından evvel söylediği:
Dosta mübârekim ve düşmana musîbetim,
Cenkde demir gibi ve sulhde mum gibiyim.
Nûr çeşmesinin başı Goncdüvân, menzilmizdir,
Rum kapısına kadar iki ağızlı kılıç vururum.
şeklindeki sözleri de, onun 332 yıl sonra ortaya çıkan kerâmetiydi.