İmâm-ı Rabbânî kuddise sirruh

Menkıbeleri

Bir gün taliplerden biri, İmâma bir mektup yazıp, (Sizin bu beyân ettiğiniz makâmlar, Eshâbı kirâm’da hâsıl olmuş mu idi, yoksa olmamış mı idi? Eğer hâsıl olmuşsa, bir defada mı hâsıl oldu, yoksa tedrîcen mi?) diye sordu. İmâm buyurdu ki, bu suâlin cevabı ancak sohbette verilir. Soran kimse, huzûruna ve sohbetine geldi. İmâm “kuddise sirruh” onun hâline teveccüh edip, kendindeki bütün nispetleri ona ihsân eyledi ve (Ne gördün?) buyurdu. Hazreti İmâmın ayaklarına kapandı ve (Resûlullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” bir sohbeti ile, Eshâbı kirâm “aleyhimürrıdvan” vilâyetin bütün makâmlarına kavuşmuşlardır) şimdi anladım, diye arz etti.

Mevlâ’nâ Yûsüf hasta idi. Ölümü yaklaşmıştı. İmâmı Rabbânî, onu ziyârete geldi. Mevlâ’nâ Yûsüf teveccüh ve himmet istedi. İmâm “kuddise sirruh”, murâkabe ile meşgûl olup, onu Fenâ ve Bekâ makâmlarına kavuşturdu. O, bu hasta hâlinde, kalbindeki bu ilerlemeleri görüp, haber verdi. Yolu temâm eyledi ve aynı ânda Allaha kavuştu.

Talebesinden bazısı, Gavsüla’zamı, Yani Abdülkâdiri Geylânîyi “kuddise sirruh” ziyâret etmeği, İmâma, arz ettiler. Sustu ve Gavsüla’zamın “radıyallahü anhümâ” rûhuna teveccüh eyledi. Mübârek rûhu göründü ve talebelerinin büyükleri ile teşrîf eyledi. İmâmın orada bulunan talebesi, gelenleri ziyâret edip, istifâde ettiler.

Cüzzam (Miskin) hastalığına yakalanan bir kimse, İmâmdan, şifâ için duâ istedi. Teveccüh eyledi. Cüzzam hastalığından kurtulup, tâm bir şifâ buldu.

Halkada dâima Kur’ânı kerîm okuyan bir hâfız, ağır şekilde hastalandı. Herkes ümmîdi kesmişti. İmâmı Rabbânî, onu himâyem altına aldım, buyurdu. Hemen iyi oldu.

Seferde iken arkadaşları ve talebesi havanın boğucu sıcaklığından çok sıkıldı. Ondan, merhamet istediler. İmâm “kuddise sirruh”, Allahü teâlâ’ya ilticâ etti. O ânda bir parça bulut göründü ve hafîfçe yağmur yağdı. Sıcaklık geçti. Toz kalmadı.

Muhlislerinden birkaçı, uzak bir yerde Hindûlara ait bir put hâneyi boş bulup, putları kırdılar. Putperestler, her taraftan ellerinde silâh ve kılıçlar olduğu hâlde, etrâflarını çevirdiler. Bu muhlisler, İmâma sığınıp, yardım istediler. İmâmı Rabbânî “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” orada göründü ve buyurdu ki, (Hiç üzülmeyin! Size gâibden yardım geliyor). Birçok süvârî görünüp, bu azîzleri kâfirlerden korudular.

Talebesinden biri, sahrâda aslanla karşılaştı. Kaçacak yer yoktu. İmâma sığınıp, imdat diledi. İmâm, elinde baston ile göründü ve o kükremiş aslana şiddet ile vurdu. Aslan kaçtı. Talebe kurtuldu.

Çok uzak bir memlekette bulunan bir azîz İmâmın methini duyup, Serhend şehrine geldi. Geceleyin bir kimsenin evinde misâfir kaldı. İmâmdan istifâde etmek için geldiğini, ona talebe olmak şerefine kavuşmak istediğini ve bunun için çok neşeli olduğunu söyleyince, ev sahibi, Hazreti İmâmı kötülemeğe ve hakkında ağza alınmayan şeyler söylemeğe başladı. O azîz, çok üzüldü. Mahcup oldu. İmâma sığınıp kalbinden yalvardı: (Ben, yalnız Allah rızâsı için, size hizmet niyeti ile gelmiştim. Şu şahıs, beni bu se’âdetden mahrûm etmek istiyor) dedi. İmâmı Rabbânî, tam bir kızgınlıkla, yalın kılıç zâhir olup, hâllerini inkâr eden, o şahsı parça parça eyledi ve evden çıktı. O azîz sabâhleyin mübârek huzûrlarına kavuşunca, geceki hâdiseyi arz etmek istedi. Fakat İmâm, (Gece olanı, gündüz anlatma) buyurup, setri kerâmet eyledi.

İmâmı Rabbânî hazretlerinin akrabâlarından biri şöyle anlatmıştır: ”Ben, İmâmı Rabbânî hazretlerinin talebelerinden olmayı arzû ediyordum. Fakat çeşitli mâni’ler sebebiyle, bir türlü hizmetine girmek nasîp olmamıştı. Bir gece karâr verip; “Yarın gidip hâlimi arz edip, beni de talebeleri arasına kabûl etmesini isteyeyim” diye düşündüm. O gece rüyamda kendimi derin bir deniz kenârında gördüm. İmâmı Rabbânî hazretleri ise karşı sâhildeydi. Huzûruna kavuşmak istiyordum. Bana; “Çabuk gel, çabuk gel! Geç kaldın,” buyurdu. Bu sözlerini işitince, kalbim zikr etmeye başladı. Uykudan uyandım. Kalbim artık zikr ediyordu. “İmâmı Rabbânî hazretlerinin yolu böyledir. Dahâ ben sohbette bulunmadan kalbim zikre başladı. Ya bir de sohbetinde bulunsam nasıl olur?” dedim. Sabâhleyin İmâmı Rabbânî hazretlerinin huzûruna gidip, gördüğüm rüyayı bana olan teveccüh ve tasarruflarını anlatarak hâlimi arz ettim. Kalbimin zikr etmeye başladığını söyledim. Bana; “Yolumuz tam budur. Buna devâm et,” buyurdular.

İmâmı Rabbânî hazretleri talebeleriyle berâber bir yolculuğa çıkmıştı. Bir kervansarayda konakladıkları sırada, talebelerine âniden şöyle buyurdu: “Bu gün buraya bir belâ geleceğini ve herkese sirâyet edeceğini görüyorum. Arkadaşlarımız birbirlerine söylesinler herkes; (Bİsmillâhillezî lâ yedurru ma’asmihî şey‘ün fil’ardı velâ fissemâ ve hüvessemî’ulalîm, ve Eûzü bikelimâtillâhittâmmâti min şerri mâ halak) duâlarını tekrâr tekrâr okusunlar. Çünkü, bu duâyı kim okursa, Allahü teâlâ’nın inâyeti ile kendisi ve malı korunur.” Bunu söyledikten iki sâat geçmeden kervansarayın bazı kısımlarında yangın çıktı. Bir dürlü söndüremediler ve malların çoğu yanıp telef oldu. Bu arada İmâmı Rabbânî hazretlerinin talebelerinden Mevlâ’nâ Abdülmümin Lâhorînin de malları yandı. Ona; “Sana hiç kimse okunması îcâbeden duâları söylemedi mi?” buyurdu. Arkadaşları ona bu duâların okunması gerektiğini söylemeyi unutmuşlardı.

Muhammed Hâşimi Keşmî şöyle anlatmıştır: (Ecmirde iken, Terâvih namâzı kıldığımız mescidin bir duvarı sağlam yapılmamıştı ve bir tarafa doğru eğilmişti. O kadar ki, mescide gelenlerin çoğu ve etrâfında bulunanlar oradan geçerken, bugün yarın bu duvar yıkılacak derlerdi. İmâmı Rabbânî hazretleri bir gün bu düşüncelerine temâsla buyurdu ki: ”Bu duvar, bu fakîrler burada kaldığı müddetçe, bize riâyet edip, her hâlde yıkılmayacak. Nitekim büyükler; “Bizim şakamız ciddîdir,” buyurmuşlardır. Buyurdukları gibi duvar, İmâmı Rabbânî hazretleri oradan ayrılıncaya kadar yıkılmadı. Oradan ayrıldığımız gün, ben, herkes gittikten sonra bir bahâne ile bir sâat kadar o mescidin yanında kaldım. Duvarın yıkılıp yıkılmayacağına bakıyordum. İmâmı Rabbânî hazretleri, mescitten, görünmez oluncaya kadar uzaklaşınca, duvar birdenbire yıkılıverdi.)

İmâmı Rabbânî hazretleri, vefât etmeden altı ay önce, Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berât kandilini kendi husûsî odasında ihyâ eyledi. O gece yarısı, kıymetli hanımının bulunduğu odaya geldi. Hanımı dedi ki: (Bu gece ecellerin ve amellerin takdir edildiği gecedir. Kim bilir Allahü teâlâ kimin defterine ölecek ve kimin defterine yaşayacak! diye kaydetti.) İmâmı Rabbânî hazretleri bu sözü duyunca; (Niçin tereddüt ve şüphe ile söylüyorsun? Ya isminin, dünyâda yaşayacaklar sahîfesinden silindiğini görenin hâli nice olur?) buyurdu. Bunu söyleyince, esrâr yatağı olan kalbinden bir âh çekti. Böylece İmâmı Rabbânî hazretleri, o sene vefât edeceğine kerâmetiyle işâret buyurmuşlardı.