Seyyid Nûr Muhammed Bedayunî kuddise sirruh

Menkıbeleri

Yolda gözü yabancı bir kadına takılıp, ona bakan bir talebesi, Hocası seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî’nin huzûruna girince, sende zinâ zulmeti görüyoruz buyurarak, yabancı kadına bakması sebebiyle günâha girdiğine işâret etmiştir. Çünkü, hadîsi şerifte; (Müminin ferâsetinden kaçınız. O, Allahın nûru ile bakar!) buyuruldu.

Bir defasında, Peygamber efendimizin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” Sahâbelerinin bazılarına düşmanlık besleyen iki râfizî, seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin huzûruna gelmişti. Râfizî olduklarını saklayıp, kendisine tâbi’ olmak istediklerini söylemişlerdi. Onların sapık itikatta olduklarını anlayıp; “Önce bozuk itikâdınızdan vazgeçip, sonra tâbi’ olma arzûsunda bulunun,” buyurdu. Bu iki râfizîden biri huzûrunda tövbe edip, sapık itikâdından vazgeçti ve se’âdete erdi. Diğeri ise sapıklığında ısrâr edip, se’âdetden mahrûm kaldı.

Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin evinin yakınında oturan bir kişi, bir dükkân açıp, afyon, esrâr satmaya başladı. Bunun üzerine seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri; “Afyonunun zulmeti, bizim bâtın nispetimizi kederlendirdi,” dedi. Bunu işiten talebeleri afyon satan adamın dükkânını yıkıp harâp ettiler. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri, bu işi duyunca üzülüp; “Onun dükkânını harâp etmeniz bizi dahâ çok kederlendirdi. Çünkü, onun afyon, esrâr satmasına mâni’ olmak işi, devletin hâkiminin vazîfesidir. Siz başkasının işine müdâhale ettiniz. Böylece dînin emrine muhâlif iş yapıldı. Önce ona; harâm olan bu işten vazgeçmesi yumuşak bir dil ile anlatılır. Sonra vazgeçmezse [devletin hâkimi tarafından] mâni’ olunurdu” dedi. Sonra dükkânı harâp edilen kimseye altın gönderdi. Talebelerine onunla helalleşmelerini söyledi. Talebeleri altını verip, onunla helalleştiler. Bunun üzerine o kimse, afyon ve esrâr satmaktan vazgeçip, tövbe etti. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin talebesi olup, Sâlih bir zât oldu.

Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri şöyle anlatmıştır: Bir gün, hocam Mirzâ Hâfız Muhsin’in kabrini ziyârete gitmiştim. Kabri başında murâkabeye daldım. Bu hâlde iken kendimden geçtim ve hocamı kabrinde görüp, konuştum. Kefeni ve bedeni hiç çürümemişti. Sâdece ayaklarının alt kısımlarına toprak tesîr edip, hafîf dökülmüşü. Bunun sebebini kendisinden sordum. Buyurdu ki: Sahibinden izinsiz, o geldiği zamân geri vermek niyetiyle bir taş alıp, abdest aldığım yere koydum. Abdest alırken, o taşın üzerine bastım. Ayaklarımda gördüğün toprağın tesîri bu sebepledir. Takvâda çok ileri gidenin Evliyalıkta yükselmesi muhakkaktır.

Bir gün ihtiyâr bir kadın, seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin huzûruna gelip; (Cinler kızımı kaçırdılar! Ne yaptıysak bir çâre bulup, onların elinden kurtaramadık. Sizden istirhâm ediyorum, kızımın cinlerin elinden kurtulması için bir çâre bulunuz!) dedi. Bunun üzerine seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretleri bir müddet oturup, murâkabeye daldı. Sonra o ihtiyâr kadına; “İnşâallah kızın falan vakit gelecek!” buyurdu. Buyurduğu gibi vâki olup, cinlerin kaçırdığı kız, işâret ettiği vakitte geldi. Cinlerin elinden kurtulup gelen kıza nasıl kurtulup geldin? diye sorduklarında; “Sahrâda cinlerin elinde esirdim. Birden bire mübârek bir zât göründü. Beni onların elinden kurtardı ve bir anda buraya getirdi,” dedi. Bu hâdiseye şâhit olan bir zât, seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerine; “Neden oturup murâkabeye daldıktan sonra, kadına, kızın falan vakit gelecek dediniz de, murâkabeye dalmadan hemen söylemediniz?” diye sorunca; “O kızın kurtulması için himmet gösterip, Allahü teâlâ’ya duâ ettim. Sonra bana ilhâmı ilâhî ile kurtulacağı bildirildi. Bu fakîrin teveccühü ve himmeti bu işe tesîr etti,” buyurdu. Cinden korunmak için, (Kelimei temcîd), Yani (Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil’azîm) okumalıdır. (Âyetelkürsî) okuyan hücûmlardan korunur. (İstiğfâr duâsı) okuyan da, hıfzı ilâhîde olur.