Sünbül Sinân Efendi Rahmetullahi aleyh

Menkıbeleri

MOLLA HABİB

Maksûd Dede anlattı: "Tokat'ta sanat ehli bir kimse idim. Kendi işimle uğraşır, kimsenin işine karışmazdım. Bir Cumâ günü Tokatlılar acele ile Büyük Câmiye doğru koşuyorlardı. Birine; "Böyle hızlı hızlı gitmenizin sebebi nedir?" diye sordum. "Bugün büyük bir velînin Büyük Câmi'de vaaz vereceğini duyduk. Onun için acele ediyoruz." dedi. Hemen hazırlığımı yapıp câmiye koştum. O mübârek zâtın nasîhatleri kalbime öyle tesir etti ki, o andan îtibâren talebesi olmağa karar verdim. vaazından sonra yanına yaklaştım, elini öptüm ve; "Efendim! Zâtı âlinizin talebesi olmakla şereflenmek istiyorum. Lütfen kabûl buyurmanızı istirhâm ediyorum" dedim. Bana; "Seni yetiştirecek bir velî, daha bu ilmi öğretmeye başlamadı." buyurdu. Yanından ayrıldıktan sonra etraftakilere; "Bu zâtın ismi nedir?" diye sordum. "Molla Habîb'dir." dediler. Aradan on beş yıl geçti. İstanbul'a gittim. İstanbul'da çeşitli yerlerde on beş sene daha çalıştım. Bir Cumâ günü Ayasofya Câmiine gitmiştim. Biri vaaz ediyordu. Sözlerinden çok etkilendim. Kalbimden geçen pekçok suâllerimi cevaplandırdı. Onu dinlemekle bütün endişelerimden kurtuldum. Kalbimi bir nûrun doldurduğunu hissettim. Etrâfımdakilere; "Bu vaazı kim yapıyor?" diye sorunca; "Sünbül Sinân hazretleri" dediler. Vaaz bitince hocanın huzûri şerîfine varıp elini öptüm. Daha bir şey söylemeden; "Tokat'ta, Molla Habîb'in eline yapıştığın zaman, onun sana söylediklerini hatırlıyor musun?" diye sordu. O anda hayretten dona kaldım. Bundan tam otuz sene öncesini soruyordu. "Efendim! Bunu size kim söyledi?" diye sordum. O da; "Allahü teâlânın yolunda olanlara bunları bilmek güç değildir. Fakat asıl maksad Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaktır." buyurdu. Beni talebeliğe kabûl etti. Kısa zamanda teveccühlerine kavuşup, halîfesi olmakla şereflendim. Beni Rumeliye göndererek, insanlara dîni öğretmekle vazifelendirdi. Oradaki insanlara Sünbülî tarîkatını öğretecek, hak yolu bildirecektim. Hazırlığımı yaparak Hayrabolu kasabasına gittim. Câmiye gidip iki rekat namaz kıldıktan sonra, câmiye bir genç girdi ve; "Hoş geldiniz, safâlar getirdiniz Maksûd Dede!" deyiverdi. Hayret etmiştim. Burası hiç gelmediğim bir yerdi. Beni nereden tanıyordu. Sordum; "Ey delikanlı! İsmimin Maksûd olduğunu nereden biliyorsun?" dedim. Cevap olarak; "Ben aslında iyi bir kimsenin oğlu idim. Babam vefât ettiğinde küçüktüm. Birkaç arkadaşımla Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit ilimlerde mârifet sâhibi olmak için seyahate çıkmak istedik. O sırada babamın arkadaşlarından biri bana nasîhat etti ve bu iş için istihâre yapmamı tavsiye etti. O gün istihâre namazı kıldım ve duâ ettim. Yattıktan sonra rüyâmda, nûr yüzlü bir ihtiyar gördüm. Bana; "Filân gün câmiye şu kıyâfette bir kimse gelecektir. İsmi Maksûd Dede'dir. Ona yardımcı ol, emrine uygun hareket et!" diye buyurdu. Bu sebeple buraya geldim. Bütün emirlerinize âmâdeyim." dedi. "Rüyâda gördüğün nûr yüzlü kimseyi bana târif edebilir misin?" dedim. Târif etti, aynen hocam Sünbül Sinân'ın şemâline uyuyordu. Meğer o gece rüyâda, o gence benim geleceğimi bildiren hocammış."