Abdullah-ı Dehlevî kuddise sirruh

Menkıbeleri

Bir sıkıntısı olduğunda din büyüklerinin yardımına kavuşurdu. Şöyle anlatır: Bir defasında karnım ağrımıştı. İmâmı Rabbânî hazretlerinin rûhâniyetinden yardım istedim. O anda kendisini gördüm. Yanıma teşrîf edip, râhatsızlığımı giderdiler.

Abdüllahı Dehlevî hazretlerinin talebelerinden iki tânesi, bir yolculuktan hocalarının yanına dönüyordu. Yolda kendi aralarında konuşurlarken; “Hocamızın yüksek huzûrlarına kavuştuğumuzda, bize ikrâm olarak ne isteyelim?” dediler. Biri; “Bana bir seccâde vermesini isterim,” dedi. Diğeri, “Bana bir takke vermesini arzû ederim,” diye konuştu. Huzûrlarına varınca, Abdüllahı Dehlevî hazretleri, onlara arzû ettikleri şeyleri ikrâm etti.

Bir gün yakşıklı bir gayri müslim genç, Abdüllahı Dehlevî’nin “kuddise sirruh” meclisine, severek gelip, sohbetini dinlemeye başladı. Meclistekilerin hepsi bu duruma hayret ettiler. Abdüllahı Dehlevî hazretlerinin mübârek nazarları o gence değince, gencin kalbinde bir değişiklik oldu. Hemen Müslümân oldu.

Talebesinden Mevlevî Kerâmetullah, zâtülcenb hastalığına yakalanmıştı. Abdüllahı Dehlevî hazretlerinin elini onun üzerine temâs ettirmesiyle, hastalık Allahü teâlâ’nın izniyle geçti.

Delhî Câmii’nin imâmı Mevlevî Fadl Ahmedin çocuğu uzun zamândır hasta yatıyordu. Bir gece rüyada, Abdüllahı Dehlevî hazretleri kendi evine gelip, hasta oğluna bir şey içirdi. Sabâh olunca oğlunun tamâmen iyileştiğini gördü. Çok sevindi. Sıdk ve hâlis bir niyet ile biraz para alıp, huzûruna geldi ve; “Bunları kabûl ediniz,” diye arz etti. Abdüllahı Dehlevî tebessüm edip; “Bu bizim geceki hizmetimizin ücreti midir?” diyerek, keşfi kerâmet buyurduğunda, Mevlevî Fadl Ahmed; ”Hayır efendim, bunlar, bu geceki, lütuf ve inâyetinize şükr bile olamaz,” dedi.

Abdüllahı Dehlevî hazretleri, bir gün Hakîm Nâmdâr Hânı ziyârete gitti. Onu sekerât hâlinde, gözlerini kapamış ve şuûru gitmiş buldu. Yakınları; “Hastalığının gitmesi için Allahü teâlâ’ya teveccüh ediniz” dediler. O da, hastaya bir baktı. O anda hastanın şuûru yerine geldi, gözlerini açtı. Bir müddet onunla konuştu. Abdüllahı Dehlevî “kuddise sirruh” kalkıp, mübârek adımını, kapısından dışarı atıp çıkınca, hasta hemen vefât etti.

Ölüm hâline yaklaşan birisini, dostlarından biri sırtına alıp, seher vaktinde Abdüllahı Dehlevî hazretlerinin huzûruna getirdi. Abdüllahı Dehlevî hazretleri duâ ettikten sonra, hastaya teveccüh buyurdu. O anda hasta iyileşti.

Talebelerinin büyüklerinden Mîr Ekber Alînin akrabâsından bir kadın hastalanmıştı. Abdüllahı Dehlevî hazretlerinden, hastalığının azalması için duâ ricâ etti. Fakat o duâ etmedi. Duâ etmesini istirhâm edince; “Bu kadın, on beş günden çok yaşamaz,” buyurdu. Allahü teâlâ’nın takdîri ile on beşinci gün vefât etti.

Mübârek dergâhlarının yakınında, Eshâbı kirâma düşman olan biri vardı. Abdüllahı Dehlevî’nin “kuddise sirruh” talebesi çok olduğundan, dergâh küçük geliyordu. Bunun için genişletilmesi lâzımdı. Kadından, o yeri istediler. Kadın vermedi. Nihâyet Delhînin ileri gelenlerinden Hâkim Şerîf Hânı ona gönderdiler ve; “Eğer satıp, para almaktan utanıyorsan, kıymetini gizli olarak gönderelim. Siz, nezr, hediye gibi bir isimle bize verdiğinizi söyleyin.” dediler. Allah’ın velî kullarına düşman olan bu kadın, Hâkimin sözünü kabûl etmedi. Ayrıca Abdüllahı Dehlevî hazretleri hakkında, Râfızîlerin âdetleri olduğu üzere çirkin, kaba sözler söyledi. Hâkim kalktı. Abdüllahı Dehlevî’nin yanına geldi ve durumu anlattı. Abdüllahı Dehlevî hazretleri ellerini açarak; “Yâ Rabbî, söylediklerini duydun!” dedi. Allah’ın takdîri ile o evde bulunanlardan bir çocuk hâriç, hepsi kısa zamânda öldü. Çocuk da hastalandı. Anladılar ki, yaptığımız kötü iş sebebiyledir. O çocuğu Abdüllahı Dehlevî’nin huzûruna gönderdiler. O yeri de hediye ettiler.