Süleymâniyede bulunduğu sırada, Berzencîlerden silâhlı iki yüz kişi, Mevlâ’nâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerinin öldürülmesine karâr verdiler. Cuma günü, silâhlı olarak mescidin dış kapısında beklemeye başladılar. Cuma namâzı kılındıktan sonra, bütün halk câmiden dışarı çıktı. Mevlâ’nâ Hâlidi Bağdâdî hazretleri, her zamân câmiden en son çıkardı. Dışarı çıkanlar, bu silâhlı kişilerin Mevlâ’nâ Hâlid hazretlerine kötülük yapmak niyetinde olduklarını anladılar. Mevlâ’nâ Hâlid hazretleri, mescidin kapısından çıkıp, bu silâhlı ve kötü niyetli kimselere heybetli bir nazarla bakınca, kalplerinde müthiş bir korku hâsıl oldu. Bazısı, nâra atarak kaçıştı. Bazıları da yüzüstü düşerek perîşan oldu. Bundan sonra, Mevlâ’nâ Hâlid hazretleri ile bütün talebeleri, hiçbir şey olmamış gibi, Cennet misâli olan hânekâha gittiler. Kaçan bu düşmanların çoğu; “Mevlâ’nâ Hâlid câmiden çıkınca, onun omuzlarında heybetli bir aslanın ağzını açmış, üzerimize atlamak üzere olduğunu gördük. O anda aklımız başımızdan gitti, kaçacak yer bulamadık,” dediler.
Bağdâdda iken Hâcı Mahmûd Efendi isminde, servet sahibi, kendisine bağlı bir talebesi vardı. Bu zât, Mevlâ’nâ Hâlidin şerefli hânekâhlarına ve diğer yerlere kendi eliyle yüz bin kuruş harcayıp borçlanmıştı. Bir gün Mevlâ’nâ Hâlid’in huzûrlarına gidip; “Efendim, borcumun çokluğundan dışarı çıkmaya yüzüm kalmadı,” deyince, Mevlâ’nâ Hâlid hazretleri buyurdular ki: “Bir ay sabır et.” O, bunun üzerine; “Aman efendim, sabra tâkatim kalmadı,” diyerek iki defa tekrârladı. Bu tekrâr çok yakınlığından ve samîmiyetindendi. Mevlâ’nâ Hâlid de; “Mâdemki öyle, kaldır şu hasırı, istediğin kadar al,” buyurdu. Mahmûd Efendi de hasırı kaldırdı ve altında bir altın gördü. Altını aldı, başka bir altın gördü ve böylece her aldığı altının yerinde yeni bir altın gördü. Yüz bin kuruş tamâmlanıncaya kadar bu işe devâm etti. Mahmûd Efendi bu kerâmeti görünce, Mevlâ’nâ Hâlid’in ellerini öptü.
Âlim ve fazîlet sahibi bir zât olan Şeyh Muhammed Hâfız Urfalı anlatır: Mevlâ’nâ Hâlidi Bağdâdî hazretleri, Bağdât da kalan hanımı ve oğlu Şihâbüddîn’in Şâma gelmesi için mektup yazınca, onlar yola çıkıp Urfaya geldiler. Bu esnâda Mevlâ’nâ Hâlidi Bağdâdî hazretleri bana hitâben; “Hâfız! Çoluk çocuğumuz Urfaya geldiler. Sizin evinize indiler. Lâkin Şihâbüddîn vefât eyledi” buyurdu. Bu sözün söylendiği târîhi yazdım. Sonra Urfaya gittiğimde sordum. Tam buyurdukları zamânda Şihâbüddîn’in vefâtı vâki’ olmuştu.