Selmân-ı Fârisî radıyallahü anh

Menkıbeleri

Selmânı Fârisî “radıyallahü anh”, Hazreti Ömer zamânında Medâyn Vâlîsi iken, otuz bin kişiye hutbe okuduğu zamân, yanında da iki parçadan müteşekkil bir hırka vardı. Hırkasının bir parçasını namâzlık olarak serer, namâz kılar, diğer parçasını da giyerdi. Ondan başka hiçbir elbisesi yoktu. Vâlî olduğu için, kendisine mâaş verildi. Mâaşını aldığı zamân ondan hiçbir şey harcamaz, hepsini fakîrlere dağıtırdı. Kendi el emeği ile geçinirdi. Topraktan tabak çanak yapar, üç dirheme satardı. Onun bir dirhemi ile bir dahâ tabak yapmak için malzeme alır, bir dirhemini sadaka verir, bir dirhemiyle de evinin ihtiyâcı olan şeyleri alırdı. Üzerinde damı (tavanı) bulunmayan basit bir evde yaşardı. Bir taraftan güneş gelince, duvarlardan güneş gelmeyen yere geçer, oraya güneş gelince güneş gelmeyen diğer tarafa geçerdi. Medâynde Vâlî iken Şâm’dan bir kimse geldi. Yanında bir çuval incir vardı. Selmânı Fârisî’yi “radıyallahü anh” tek bir hırka ile görünce işçi zan etti ve “Gel şunu taşı” dedi. Selmân “radıyallahü anh” çuvalı yüklendi ve yürümeye başladı. Selmânı Fârisî’yi “radıyallahü anh” tanıyanlar, adama, “Sen ne yapıyorsun, bu vâlîdir” dediler. Adam, Selmâna “radıyallahü anh” dönüp, “Kusûrumu bağışlayınız, sizi tanıyamadım. Çuvalı indirin” dedi. Selmân “radıyallahü anh”, “Hayır, niyet ettim, gideceğin yere kadar götüreceğim”, dedi. Adamın evine kadar götürdü. Selmân “radıyallahü anh” böylesine de tevâzu’ sahibi idi.

Hanımı anlatır: Vefâtına yakın bana: “Evde biraz misk olacak, onu suya koy ve başımın etrâfına saç, insan ve cin olmayan kimseler (melekler) yanıma geleceklerdi” dedi. Söylediği gibi yaptım. Dışarı çıktım. Odadan, “Esselâmü aleyke, ey Allahın Velîsi ve Resûlullahın arkadaşı” diyen bir ses duydum. İçeri girdiğimde rûhunu teslîm etmişti. Yatağında uyuyor gibiydi.

Sa’îd bin Müseyyeb, Abdüllah bin Selâmdan “radıyallahü anh” naklen anlatır: Selmânı Fârisî bana: Ey kardeşim, hangimiz evvel vefât edersek, vefât eden kendisini hayâtta olana göstersin, dedi. Ben de, bu mümkün midir? dedim. Evet, mümkündür. Çünkü müminin rûhu bedeninden ayrılınca, istediği yere gidebilir. Kâfirin rûhu Siccinde habs edilmiştir, dedi. Selmân “radıyallahü anh” vefât etti. Bir gün kaylûle yaparken, (gün ortasında uyurken) Selmân’ın geldiğini gördüm. Selâm verdi. Selâmına cevab verdim. Yerini nasıl buldun diye sordum. İyidir. Tevekkül et. Tevekkül ne iyi şeydir, dedi ve üç kere tekrârladı.

Selmânı Fârisî “radıyallahü anh” ilim ve fazîlet sahibi bir zât idi. Her ilimde âlim idi. Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” sıdk ve muhabbeti sebebiyle, Eshâbı kirâm’ın ileri gelenleri arasına Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” tarafından dâhil edildi. Muhâcirlerle Ensâr arasında, Muhâcirlerden mi, yoksa Ensârdan mı meselesinde ihtilâf çıkınca, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Selmân bizdendir, ehli beytdendir) buyurdu.