Osmânlının son döneminde, Doğu Anadolu’da yetişen büyük âlim ve Velîlerdendir. Seyyiddir. “Hazreti Şeyh” ve “Allâme” lakapları ile de anılır. “Arvâsî” denmekle meşhûr olmuştur. Babası, seyyid Abdülhamîd Arvâsî’dir. Dedesi seyyid Abdürrahmân, Seyyid Abdülhakîm efendinin dedesinin dedesidir. Annesi aynı âilenin Doğu Bâyezid kolundan seyyid Hâcı İbrâhîm Efendinin kızı seyyide Âmine Hanım’dır. 1241 [m. 1825] senesinde Vanın Bağçeserây (Müküs) ilçesine bağlı Arvâs (Doğanyayla) köyünde doğdu. 1313 [m. 1895] senesinde aynı beldede vefât etti. Kabri oradadır ve sevenler ziyâret etmekte, mübârek rûhundan feyiz almaktadır.
Temiz ve asîl âilesi, Anadolu’nun bilhâssa doğu vilâyetlerinin ilim, irfân ve güzel ahlâk vasıflarının timsâli (sembolü) idi. Zamânlarının âlimi, fazîlet örneği olan dedeleri, Kâdirî ve Çeştî yollarına mensup idiler. Babası, Arvâsın tekke, zâviye ve medresesinin sevk ve idâresini yürütürdü. Seyyid Fehîmi Arvâsî, küçük yaşta iken, babası seyyid Abdülhamîd Efendi vefât etti. Annesi seyyide Emine Hanım, Zâhide, takvâ ve vera’ sahibi sâlihâ bir hanım idi. Pek çok kadın hizmetçileri olduğu hâlde, ilim talebesinin elbisesini kendisi eliyle yıkar ve yardım ederdi.
Küçük yaştan itibâren ilim öğrenmeye başlayan Seyyid Fehîmi Arvâsî, kısa zamânda Kur’ânı kerîmi ezberledi. Sonra dedelerinin kurduğu ve öteden beri ilminmerkezi olup, büyük âlimler yetiştiren Arvâs Medresesi ile Müküsdeki Mîr Hasen Velî Medresesin’de dînî ilimleri okudu. Kısa bir müddet ilim tahsîline ara verip, Cezîreye gitti. Mevlâ’nâ Hâlidi Bağdâdî hazretlerinin halîfelerinden Şeyh Hâlidi Cezerî’nin ders halkasına dâhil oldu. Kısa zamânda emsallerini geçip, ilimde ilerledi. Dînî ilimleri ve zamânın fen bilgilerini okumağa devâm etti.
Seyyid Tâhâ hazretlerinin hizmet ve sohbetinde, Tasavvuf yolunun en yüksek derecelerine kavuşan seyyid Fehîm “kuddise sirruh” , büyük bir Velî oldu. Mutlak hilâfetle şereflenme zamânı gelince, üstâdı seyyid Tâhâ onu huzûruna çağırdı. İnsanlara İslâmiyyetin emir ve yasaklarını anlatmak, onların dünyâ ve ahrette se’âdete kavuşmalarına vesîle olmakla vazîfelendirdi. Fakat Seyyid Fehîmi Arvâsî; “Bu bir ağır yüktür. Ben bunu kaldıramam. Hem de buna lâyık değilim,” deyip, çekingen davrandı. Seyyid Tâhâ hazretleri; “Bu bir emiri ihtiyârî, isteğe bağlı bir iş değil, emiri zarûrî olup, mecbûrî iştir,” buyurdu. Memleketi olan Arvâsa gitmesini emir etti. Yola çıkacağı zamân, tekrâr huzûruna çağırdı. Kitâpların içindeki mektuplarını kendisine göstererek; “Bu ihlâs ve muhabbet sizin değil midir? Neden imtinâ ediyorsunuz. Yemîn ederim ki sizin hilâfetiniz, Resûli ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz ve bütün büyükler tarafından tasdik buyurulmuş, ben de tasdik etmek zorundayım. Siz de kabûl etmek mecbûriyetindesiniz,” buyurdu.
Kanâat, tevekkül, züht, muhabbet, rızâ ve teslîmiyette çok yüksek bir mürşidi kâmil olan ve; “Seyyid Tâhâyı gördüm, tarîkat ve hakîkatin ne olduğunu öğrendim,” buyuran Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, hocasının emrine uyarak Arvâsa döndü. Arvâs Medresesini yeniden îmâr ederek, talebelere ilim öğretti. Ayrıca, Nakşîbendiyye yolunun esâslarını anlatarak, insanların se’âdetine çalıştı. İslâmiyyetin emir ve yasaklarından kıl kadar ayrılmaksızın vazîfesine devâm etti. Her zamân âfet kabûl ettiği şöhretten kaçındı. Arvâs Medresesinde en az elli talebeye ders verip, (Maddei Kübrâ) adlı eseri okuturdu. Seyyid Muhammed Emîn, seyyid Abdülhakîm, Halîfe Dervîş, Halîfe Alî, Molla Abdülcelîl ve Şeyh Resûl gibi büyükler onun yetiştirdiği âlim ve velîlerdendir. Ondan ilim tahsîl edip, mezûn olanlar Van ve havâlisinde Reîsü’lmüderrisîn unvânıyla anıldılar. Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin ilim ve marifetteki üstünlüğü kısa zamânda her tarafa yayıldı.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, hocası seyyid Tâhâ hazretlerini, ders talebesi gibi her yıl, Arvâsdan Nehrîye gelerek, ziyâret ederdi. Vefâtından sonra, yerine geçen birâderi seyyid Muhammed Sâlih hazretlerini de ziyâret edip, sohbetlerinde bulundu. Zîrâ seyyid Muhammed Sâlih hazretleri Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin sohbette üstâdıydı.
Üstâdının vefâtından sonra dahâ da tanınan Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, ilim ve fazilette iyice meşhûr oldu. Mısr, Irâk, Suriye ve bu havâlide hâlledilemeyen meseleler ona getirilirdi. Çözülemez gibi görülen müşkül meseleleri hâllederdi. Onun sohbetinde bulunmak üzere Arvâsa giden kimseler, dünyâ sevgisinden uzak, nefsin ve şeytânın şerrinden emniyette olup, muhabbet deryâsına daldılar. Ondan feyiz alıp, yüksek derecelere kavuştular. Sohbet ve dersleriyle pek çok insanın doğru yola kavuşmasına vesîle oldular.
Böylece, Doğu Anadolu halkının Ehli sünnet itikâdında kalmasını, mezhepsizliğin yöreye girmemesini temîn ederek, millî birliğe çok hizmet etti. Doksan üç Harbinde Ruslara karşı Doğu Bâyezîd Cephesine gidip, büyük kahramânlıklar ve muvaffakiyetler gösterdiler.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, hocası seyyid Tâhâ hazretlerinin vefâtından sonra, her sene iki defa Vana teşrîf ederek, halka İslâmiyyetin emir ve yasaklarını anlatır idi. Vaaz ve sohbetleriyle Van halkının İslâmiyyete bağlılığı ve bu husustaki şöhreti arttı. “Dünyâda Van, ahrette îmân,” sözü insanlar arasında yaygın olarak söylenmeye başlandı. Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin Vana gelişlerinde büyük bir kalabalık ve izdihâm olurdu. Zamânın vâlîsi, askerî ve mülkî erkânı onu ziyâret ederek, sohbetlerinden istifâde ederler, varsa müşkül meselelerini sorup, cevaplarını alırlardı. Maddî ve manevî bütün emirleri yerine getirilir, herkes ona saygı ve hürmette kusûr etmezdi.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri Vana geldiği zamân, umûmiyetle mahkeme başkâtibi Ahmed Beyin evinde misâfir olurdu. Bir gece Ahmed Beyin evinden çıkıp Hâcı Bekr isminde Vanın ileri gelenlerinden birinin evine misâfir oldu. [Bu zât, Hâcı Bekr kışlası diye askerî bir kışla yaptırmış idi.] Birkaç gün Hâcı Bekrin evinde kaldı. Hâcı Bekr, Allahü teâlâ’nın emriyle kızı Gülizâr Hanımı, Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerine nikâhladı. Bir sohbet sırasında Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerine dedi ki: “Şeyhim size burada bir ev yaptırmam lâzım oldu.” Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri; “Ey Hâcı Bekr! Bir şeyi noksan söylediniz. Yanında bir de câmi’ yaptırın,” buyurdu. Hâcı Bekr Ağa bu söz üzerine yaptırdığı evin yanına Şâbâniye Câmii’ni yaptırdı. Sonraları Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, Vana teşrîflerinde kayınpederinin yaptırdığı bu evde kalırdı. İnsanlara İslâmiyyetin emir ve yasaklarını Şâbâniye Câmii’nde anlatırdı. Her sene iki üç ay Vanda kalırdı. Bu müddet içinde pek çok kimsenin hidâyete kavuşmasına vesîle oldu. Sonra bu camiinin yanına bir de medrese yaptırıldı.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin ders verdiği ve vaaz ettiği Şâbâniye Külliyesi, Arvâsa benzeyen ilim ve irfân yuvası bir makâmdı. Bu medresede çok âlim ve velî yetişmişti. Sofu Baba orada yetişen zâtlardandı. Sonraki devirlerde de ilim ve irfân kaynağı olmaya devâm eden bu medreseden, seyyid Abdülhakîmi Arvâsî hazretlerinin oğlu Ahmed Mekkî Efendi ve kardeşi oğlu Cemâl Efendi’ler de yetişti.
İlim, fazîlet ve güzel ahlakta zamânının bir tânesi olan Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, İslâmiyyetin emirlerine titizlikle uyar ve bidatlerden de şiddetle kaçınırdı. Onu sevenler namâzlarını mutlaka câmide cemâat ile kılarlardı.
Onun en büyük kerâmeti, İslâmiyyetin emir ve yasaklarına tam uyması, kendisinden sonra vazîfesini devâm ettirecek olan seyyid Abdülhakîmi Arvâsî gibi âlim ve velî bir zâtı yetiştirmesiydi. Bunlardan başka pek çok kerâmetleri görülmüştür.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri Mekke’de bulunduğu sırada İmâmı Rabbânî hazretlerinin torunlarından Ahmed Sa’îdin oğlu Muhammed Mazher Müceddîdî ile görüştü. Bu sebeple oğullarının birinin ismini Mazher koydu.
Hac vazîfesini yaptıktan sonra, Medînei münevvere’ye giden Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, sevgili Peygamberimizin mübârek kabrini ziyâret etti. Sonra tekrâr Arvâsa dönüp, irşâda devâm etti.
Namâzlarını cemâat ile kılardı. Her namâzını cemâat ile kılmıştır. On iki yaşından beri teheccüd namâzını kaçırmamıştır. Talebelerinden Molla Abdülhakîm veyâ Molla Şabân bulundukları zamân onlara uyar, bulunmadıkları zamân kendisi imâm olurdu. Mihrâba geçip tekbîr aldığında, elektrik cereyânı gibi kalplere tesîr ederdi. Ramezânı şerîfde terâvih namâzını hatimle kılarlar, Yani her rek’atde bir sahîfe Kur’ânı kerîm okunurdu. Terâvih ve duâ bittikten sonra, sahur sofrası hâzırlanırdı. Sabâh namâzdan sonra, zikr ve murâkabe ile meşgûl olunurdu. Güneş yükseldikten sonra kuşluk namâzı kılınır, kaylûle vaktinde bir müddet uyurlardı.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin sohbet ve hizmetinde bulunanlar, kendilerini dünyâdan uzaklaşmış görürlerdi. Arabi ve Fârisî yi mükemmel bilirdi. Arabi konuştuğu zamân, Mısr Câmi’ülEzherinde yetiştiği sanılırdı. Maddî ve manevî bütün ilimlerde derin âlim, fesâhat ve belagatta mükemmel idi. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri onun vasıflarını şu şekilde anlatırdı: “O, her ilimde bir okyanustu. Derinliğine kimse inemedi. Ancak oğlu ve halîfesi seyyid Muhammed Emîn azıcık anlıyordu. Hattâ Şeyh Sa’dî Şîrâzînin (Gülistân)ından bir beyt okudular ve îzâh buyurdular. Bir miktârını anlayabildim. Seyyid Muhammed Emîn de bir miktâr dahâ anladı. Sonra o da anlayamadı. Hülâsa hakîkat ve inceliklerini kimse hakkıyla idrâk edemedi.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri insanlara İslâmiyyeti anlattığı gibi, cin tâifesine de anlatırdı. Cinlerden dört binden fazla talebesi vardı.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, bir gece rüyasında Resûlullah efendimizi gördü. Resûlullah efendimiz ona; “Abdülhakîmin terbiyesini sana ısmarladım,” buyurdu. Bu emir üzerine Abdülhakîm Efendinin terbiyesine dahâ çok ihtimâm gösterip, onu Tasavvuftaki vilâyeti Ahmediyye derecesine ulaştırdı.
Seyyid Fehîmi Arvâsî “kuddise sirruh” insânı kâmil idi. Talebesinin en üstünü, veliyyi kâmil seyyid Abdülhakîmi Arvâsî hazretleridir. 1300 yılı 17 Cemâzil âhır [m. 1883 Nisan]da yazdıkları mektûp da buyuruyor ki:
Sevdiğim, kıymetli seyyid İbrâhîm ve seyyid Tâhâ! Allahü teâlâ, ikinize de selâmet versin! Size çok duâ ettikten sonra, bildiğiniz gibi, kardeşiniz seyyid molla Abdülhakîm geçen sonbaharda buraya gelmişti. Ders okumağa başlamıştı. Bu fakîr de, onun dersini gâyet dikkat ile, tahkîk ederek anlattım. O da, gerek derste, gerek kendi çalışmalarında, öylece dikkat ve tahkîk eyledi. İlimden başka bir şeye bakmasına vakit bırakmadım. Şimdi, zamânımızdaki usûle göre kitâpları bitirdi. Bu fakîr, âlet ilimlerini ve fıkıh ve hadîs bilgilerini okutmak için, üstatlarımdan nasıl mezûn oldu isem, onu da ben, öylece mezûn eyledim. Sizler, artık ona kardeş gözü ile bakmayınız. İlmin şerefini gözetmek için, ona karşı çok tevâzu’ gösteriniz! Bunları, sizin iyiliğiniz ve yükselmeniz için yazıyorum. Bundan başka, ilime karşı tevâzu’ göstermek, Allahü teâlâ’ya tevâzu’ etmek demektir. Bu kısa yazımdan, çok şeyler anlayınız! Esseyyid Fehîm “rahimehullahü teâlâ”.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, Seyyid Abdülhakîm efendiye 1300 [m. 1882] senesinde zâhirî ilimlerde icâzet, diploma verdiği gibi, 1305 [m. 1888] senesinde Tasavvufta Nakşîbendiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Çeştiyye ve Kübreviyye yollarından hilâfet de verdi.
Ömrünü İslâmiyyeti öğrenmek ve öğretmekle geçiren Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, vefâtından altı ay öncesinden itibâren sefer hâzırlığına başlamıştı. Sohbetlerinde dahâ çok ölümden bahsediyordu. Şimdi metfun bulunduğu kabri şerîfin yerine bakarak, Arvâs kabristânına defin edilenlerin îmânlı olduğu takdirde bütün günâhlarının afv edileceğini beyân buyururlardı.
Ömrünün son günlerine doğru râhatsızlığı fazlalaştı. Bir Cuma günü hasta hâliyle câmiye gitti. O gün halîfesi ve oğlu seyyid Muhammed Emîn Efendi, belîğ ve hazîn bir hutbe okudu. Caminin arkasındaki çeşmeye kadar saflar bağlamış olan cemâat bu hutbenin teksiriyle mahzûn olup, ağladı. Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, Cuma namâzını oturarak kıldı. Sonra da Seyyid Abdülhakîm efendi, seyyid Muhammed Emîn Efendi, Halîfe Dervîş ve Halîfe Alî adlı dört halîfesini huzûruna davet buyurarak, vasiyetlerini şöyle bildirdi:
“...Muhammed Emîn yerime ikâme edilmiştir. Yani benim vazîfemi yürütecektir. İnce kalplidir. Bize karşı sevgisi çok kuvvetli olduğu için, benden sonra fazla yaşayacağını zan etmiyorum. Ondan sonra seyyid Abdülhakîm mutlak olarak yerime ikâme buyrulmuşdur. Kendisi, Arvâsda olsun, Başkale’de olsun, İstanbul’da olsun, ona itâat ediniz. Onun rızâsı benim rızâmdır. Ona muhâlefet, bana muhâlefettir,” buyurarak, Seyyid Abdülhakîm efendinin zamânla İstanbul’a geleceğini işâret etti.
Dört halîfesinden başka bazı talebelerinin de bulunduğu sırada vasiyetine devâm ederek buyurdu ki: “Kitâplarımı Arvâs Kütüphanesine vakfettim. Benim bildiğim kimseye borcum yoktur. İhtiyâten ilân edin. Şâyet alacaklılar çıkarsa, ne kadar iddiâ ederlerse, Muhammed Emîn tereddütsüz versin. İlmin ve Nakşîbendiyye yolunun yayılmasına ihtimâm gösteriniz. Seyyidim ve senedim seyyid Büzürk (Seyyid Tâhâyı Hakkârî) hazretlerinin, her sene asgarî bir defa Vana gidip halkı irşat için fakîre olan emirlerini yerine getiriniz. Hüseyinin annesinin genç olmasına rağmen, çocuklarını bırakıp gideceğine kâni değilim. Bununla berâber himâye etmek lâzımdır.”
O sırada on yaşında olan Hüseyin Efendi orada oynuyordu. Bir ara; “Can fedâ babacığım. Misâfir çoktur. Dışarıda hep sizi bekliyorlar. Niye yatıyorsunuz. Kalkın misâfire bakın,” deyince, çocuğun sözlerine tebessüm ederek; “Bu çocuk sâlihdir,” buyurdu.
Vasiyetine devâm ederek; “Benden sonra çok fitne çıkacak, kadınlardan hayâ perdesi kalkıp, çarşı pazarlarda dolaşacaklar. İslâm, Abdülhamîd Hân’la kâimdir,” buyurdu. Bir ara Seyyid Abdülhakîm efendiye dönerek; “Cenabı Hak sizi muhâfaza edecektir.” buyurdu ve İbrâhîm aleyhisselâmın ateşte yanmadığı kıssasını anlattı. “Nakşîbendiyye yolunun yayılması için elimden geldiğince, kıl kadar ayrılmamak üzere hizmet ettim. İnşâallah mesûl değilim. Tam tetkik etmeden fetvâ vermeyiniz. Ruhsatlarla yetinmeyiniz. İmkân oldukça, azîmetleri esâs kabûl ediniz,” buyurdu. Sonra bir müddet kimseyi yanlarına kabûl buyurmadılar. Allahü teâlâ’yı anmakla ve ibâdetle meşgûl oldular. Bir ara karpuz istediler. Fakat o mevsimde Müküsde karpuz yoktu. Çatağa gidip getirdiler. Fakat karpuzu yiyemeden vefât ettiler.
Fehîmi Arvâsî hazretlerinin hastalığını duyanlar, uzak yakın her taraftan gelip ziyâret ettiler. Tedâvî için doktorlar getirdiler. Vefât ettiği günün ikindi namâzını, oturarak kılan Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin mübârek vücutları secdeden mübârek başını kaldırmayacak derecede za’îflemişdi. Oğlu seyyid Muhammed Emîn Efendi’nin yardımıyla başını secdeden kaldırabiliyordu. Bu sırada hüzün ve üzüntü Arvâs ve etrâfını kaplamış, evin etrâfında yüzlerce seveni ve talebesi onun iyileşmesi haberini bekliyordu. O sırada renk renk, çeşit çeşit kuşlar geldiler, havada sıra sıra durarak herkesin hissettiği şekilde hüzünlerini izhâr ettiler. Yüz binlerce kuş, Arvâs üzerinde şemsiye gibi gölge ettiler. O arada gaybdan bir ses;
“Yâ eyyetühennefsü’lmutmeinneh...” âyeti kerîmesini sonuna kadar okudu. Secdeden başını kaldırıp, “ErRefîk’ula’lâ,” dedikten sonra, sesli bir kelimei tevhit söyledi. 1313 [m. 1895] senesi Şevval ayının on beşinci Salı günü rûhunu teslîm etti. Vefât haberi duyulunca, başta sevenleri olmak üzere bütün halk ve yabânî hayvanlar bile üzüldüler.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretleri, teçhîz ve tekfînden sonra sevenlerinin gözyaşları arasında, Arvâs kabristânında, dahâ önceden işâret ettiği yerde defin edildi.
Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin Arvâsta bulunan kabri, sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.
Vesîle edilerek yapılan duâlar kabûl olmaktadır. Çocuğu olmayanlar çocuğa sâhip olmakta, hasta olanlar şifâya kavuşmaktadırlar.
Bitlisin Hizan ilçesine bağlı Karkar Deresi köyünden çocukları olmayan karıkoca Arvâsa gelip, Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin kabrini ziyâret ettiler. Çocukları olması için, Seyyid Fehîmi Arvâsî hazretlerinin rûhâniyetini vesîle ederek duâ ettiler. Sonra ikiz çocukları oldu. 1980 senesi sonbaharında tekrâr Arvâsa gelen karıkoca kabri şerîfi ziyâret ettikten sonra üç defa ikiz çocuklarının olduğunu bildirdiler. Hasta olup, Onu vesîle ederek duâ edenler de şifâ bulmaktadır.
Seyyid Fehîmi Arvâsî Arvâsî hazretlerinin vazîfesini bir müddet oğlu ve halîfesi seyyid Muhammed Emîn Efendi devâm ettirdi. Onun vefâtından sonra da mutlak halîfesi seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri devâm ettirdi.