Seyyid Tâhâ-i Hakkârî kuddise sirruh

Menkıbeleri

Bir gece, bir hırsız, seyyid Tâhâ hazretlerinin ambarına girip bir çuval un almak istemişti. Çuvalı doldurdu, Fakat kaldıramadı. Yarıya kadar boşalttı, yine kaldıramadı. Biraz dahâ boşalttı. Yine kaldırıp, götüremedi. O sırada, seyyid Tâhâ hazretleri ambara geldi ve; “Ne o, çuvalı kaldıramıyor musun? Yardım edeyim,” deyince, hırsız, donakalıp, bir şey diyemedi. Seyyid hazretleri çuvalı kaldırıp, hırsızın sırtına verdikten sonra; “Bunu al git, bizim adamlarımız görmesin, belki canını yakarlar. Bir dahâ ihtiyâcın olursa, ambara değil, bize gel!” buyurduğunda hırsız, tövbe edip, sâdık talebelerinden oldu.

Bir Ermenî, seyyid Tâhâ hazretlerine gelip; “Çocuğum olmuyor, sizin büyük bir zât olduğunuza inanıyorum. Duâ edin de, çocuğum olsun,” dedi. Seyyid Tâhâ hazretleri, talebesinden birine; “Git bir beze iki tâne koyun tüyü koy, sar, getir!” buyurdu. Talebesi emri yerine getirdi. Seyyid Tâhâ, Ermenîye; “Bu bezi beline sar, hiç çıkarma!” buyurdu. Aynı Ermenî beş sene sonra gelip; “Efendim, her batında iki çocuk olmak üzere, beş senede on tâne çocuğum oldu. Artık yeter,” dedi. Seyyid Tâhâ da; “Belindekini artık çıkarabilirsin,” buyurdu.

Irâkın Revândız havâlisinde, Berzencî kabîlesi ile Hayderî kabîlesi arasında bir husûmet meydâna gelip, birbirlerine harp ilân ettiler. Irâkda, sözleri geçen bütün halk araya girdiği hâlde, bu fitne ve kavgayı önleyemediler. Mühîm mesele olduğundan, seyyid Tâhâ hazretlerine; “Bunu siz hâlledersiniz,” dediler. Sulh ve barıştırma, dînî bir emir olduğundan, hemen Irâka, Yani Revândıza hareket eyledi. Her iki taraf seyyid Tâhâ hazretlerini görünce, birlikte karşılayıp ellerini öperek emirlerine uydular. Bunları barıştırıp, Nehrîye geldiklerinde, âdetleri olduğu üzere, Nehrî yolunda bulunan nehir kenârında Zî Tûvâ Çeşmesi başında istirâhat ettiler. Berâberlerinde bulunan bin kişiye öyle bir teveccüh ettiler ki, bunlardan beş yüz kişi derhâl, o anda hâl ve kerâmet sahibi oldu.

Berzencî seyyidlerinden seyyid Mûsâ, kervancı başı olarak Îrâna gidiyordu. Gâyet sarp bir yerde, ayağı kayan katırı uçuruma yuvarlanırken; “İmdat yâ seyyid Tâhâ!” diye bağırdı. O anda bir el, hayvanı olduğu yerde durdurdu. Çekip yola çıkardılar. Seyyid Mûsâ, bir müddet sonra ziyâret için Nehrîye gitti. Seyyid Tâhâ hazretleri; “Yâ seyyid Mûsâ! Bir katır için bizi Îrâna çekiyorsunuz,” buyurdu.

Vanın Gürpınar kazâsından bir zât, Nehrîye gidip, seyyid Tâhâ hazretlerine talebe olmak istedi. Kabûl edilince de, geri dönüp evine geldi. Talebe olduktan birkaç gün sonra, hayvanlarının bir kısmını kurt kaparak telef etti. Şeytân; “Bu hocaya bağlanmak sana yaramadı, uğursuz geldi,” diye vesvese verdi. O talebe nihâyet seyyid Tâhâ hazretlerinin dahâ önce kendisine hediye ettiği tespihi iâde etti. Maksadı hocasından ayrılmaktı. Tespih, seyyid Tâhâ hazretlerine takdîm edildiğinde, tebessüm buyurdu. Aradan günler geçmişti. Seyyid Tâhâ hazretleri, bir gün öğle vakti namâza kalkarken, birden mübârek ellerini uzatıp; “Def ol, yâ laîn!” buyurup, namâza başladılar. Namâzdan sonra Halîfe Köse; “Efendim, mübârek ellerinizi uzatmaktaki hikmet ne idi?” diye suâl etti. O da; “Gürpınarda bir Müslümân sekerâtda iken, şeytân aleyhillâne îmânsız gitmesine çalışıyordu. Büyüklerin bereketiyle defedildi. Adam îmânla vefât etti,” buyurdu. Halîfe Köse; “Tespihi iâde eden olmasın?” dedi. “Evet, odur!” buyurdu. “Efendim, o edepsizlik ve terbiyesizlik etmişti,” deyince de; “Bir zamân bize muhabbeti vardı,” buyurdular.